Nereye Yetişiyoruz Sahi?
"Günaydın" demenin yük, bir yol vermenin zayıflık sayıldığı günlerden geçiyoruz. Peki, hayatın bu çılgın hızına kapılıp giderken, bizi insan yapan o en ince ayrıntıyı, nezaketi nerede düşürdük?

Kerem ÇINAR
-Artık kimsenin kimseye tahammülü yok. Sanki hepimiz görünmez bir kronometreyle yarışıyor, sürekli bir yerlere geç kalmış gibi yaşıyoruz. Bu telaşın içinde ilk feda ettiğimiz şey ise ne yazık ki nezaket oluyor. Eskiden "halden anlamak" diye bir tabir vardı; şimdilerde yerini "altta kalmamak" aldı.
Trafikteki o kornaların öfkesi, sosyal medyadaki klavye şövalyeliği ya da market kasasında yüzümüze bakmadan para üstü uzatan o bıkkın ifade... Hepsi aslında aynı sorunun parçaları. Dijital ekranlara o kadar çok bakıyoruz ki, yanımızdan geçen insanın gözünün içine bakmayı unuttuk. "Acelem var" cümlesi, kabalığın en geçerli bahanesi haline geldi.
Oysa nezaket, bir lütuf değil; bir arada yaşamanın "çimentosudur." Sabah tanımadığınız birine verilen selam, asansörde kapıyı tutmak ya da içten bir "teşekkür ederim" demek, grileşen şehir hayatına renk katan o küçük mucizelerdir. Nezaket, zayıflık demek değildir; aksine, kaosun ortasında sakin kalabilmek, karşındakini "görebilmek" büyük bir güçtür.
Büyük toplumsal analizler yapmaya gerek yok. Değişim, o gün "günaydın" demeyi seçmekle başlar. Çünkü incelik bulaşıcıdır ve inanın, bu dünyanın kabalıktan çok, biraz olsun hatır gönül bilmeye ihtiyacı var.